“Örgütlenen Kadın Artık Gömlek Ütülemez”

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email
Share on print

Bolivya’da yaşayan Feminist politik aktivist Julieta Ojeda ile Bolivya’da darbeden bu yana gelişen süreci, MAS hükümetini oradan çıkıp yeni kurulmuş olan bakanlığı, kadın hareketini uzun uzadıya değerlendirdik. Herkese keyifli okumalar.

 

Feminerva, Yaz/2021, Sayı 8

Feminerva: Merhabalar. Öncelikle seni tanıyabilir miyiz? Bolivya’da neler yapıyorsun?

Julieta Ojeda: İsmim Julieta Ojeda, Mujeres Creando (Yaratan Kadınlar) otonom feminist hareketin bir parçasıyım. Mujeres Creando; ilk faaliyetlerini en az 28 sene önce başlatmış olan feminist otonom bir örgütlenme.

Feminist hareket olarak politik eylemlerimiz için seçtiğimiz alanlar her şeyden önce sokaklar ve kamu alanları. Politik eylemlerimizin odağı olarak devleti seçmedik. Bu yüzden hareketin her üyesi kolektif bir yapının kurulmasıyla, aynı zamanda daha kişisel boyutta politik ve yaratıcı çalışmalar yürütmekle yükümlü. Yani her birimiz değişik çalışma alanlarında yoğunlaşıyoruz ve siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin karşısında bağımsızlığı ve özerkliği savunuyoruz ki bu yüksek derecede politik sorumluluk üstlenmek anlamına gelir.

Bu şekilde bir giriş yapmak önemli çünkü şahsi boyutta hareket adına birçok alanda çalışmalar yürüttüğümü de ifade etmek istiyorum. Mesela 15 senedir mücadelelerimizi birbirine bağlayan ve ‘Virgen de los Deseos’ (Arzuların Bakiresi)* adını koyduğumuz bir merkez kurduk. Bu özerk merkezin açılışından sonra yedi sene boyunca orayı idare ettim. Mujeres Creando için önem taşıyan diğer çalışmalarım mesela feminist öz savunma okullarının kurulmasıydı. Bu okullar doğrudan yerel bir irade üzerinden şekillendi. Ve bu çok önemli çünkü kadınlara karşı şiddetin sadece adli boyutta çözülecek bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Kadınlar olarak çoğu zaman dokunulmazlık hakkımızı ve bedenimizi hedef alan saldırılara karşı anında tepki vermek zorundayız. Şu an da “annelik hakkımız hakkında karar vermek” ve bu hakkı öne çıkaran bir çalışma yürütüyorum.

Bir yıl önceki darbeden sonra Ekim 2020’de seçimler oldu ve MAS partisi yeniden hükümet seçimlerini kazandı. Fakat bir önceki hükümetin devrettiği bir enkaz vardı. Ekonomik kriz, hastalığın yaygınlaşması, yoksulluğun artması… Bize biraz darbeden seçimlere kadar gelen bir yıllık süreci özellikle kadınlar için anlatabilir misin? Pandemi ve ekonomik kriz kadınları nasıl etkiledi?

Feminist hareketimiz 2019’un Ekim ve Kasım aylarında ortaya çıkan ve Ekim 2020’ye kadar süren gelişmelerin karşısında çok eleştirel bir duruş sergiledi ve bunun bir darbe olduğunu da söyleyebiliriz. Aynı zamanda ise MAS’ı, yani o anda iktidarda olan partiyi de eleştiriyoruz. İlla iktidarda kalma inatçılığını eleştiriyoruz. Hukuki kurnazlıklar yaparak arka arkaya üç defa hükümet kurdular, iktidarı merkezileştirdiler, arka arkaya seçilebilmeyi engelleyen kendi yazdıkları ve oyladıkları devletin siyasi anayasasına aykırı bir şekilde davranmak için yargıya müdahale ettiler. Ayrıca MAS-hükümeti birkaç ay öncesinde “Chiquitania” bölgesinde 5 milyon dönüm ormanın yakılmasına karşı tepki göstermedi. Bütün bunlar partinin siyaseten yıpranmasını, bir meşruiyet kaybının yaşanmasını ve bir yönetim krizinin içerisinde olduğunu işaret ediyor. Bu gerçekler muhafazakar ve sağ güçlerin önünü açmış oldu ve tabii ki onlar bu şansı kaçırmayıp MAS-hükümetini indirdiler.

Ayrıca bu krizde MAS’ın çok ciddi hatalar yaptığını görüyoruz. Partinin liderleri durumlarla yüzleşerek ve öngörülü davranarak bu krizin sonuçlarına karşı önlem alabilirlerdi, mesela erken seçimlere gidebilirlerdi. MAS’ın önemli kişileri ise kendilerini ve her şeyden önce kendi emniyetlerini koruyup; Bolivya halkını ise savunmasız bırakıp, daha önce hiç yaşanmamış bir pandemi döneminde bir sene boyunca hükmeden gaddar, yolsuz ve katil bir grubun ellerine terk ettiler. Bu hükümetin vekilleri yine bu krizi kullanarak çalabildikleri her şeyi cebe indirip hiçbir engel olmadan kaçabildiler, mesela bu geçiş döneminde bakanlık yapmış olan Arturo Murillo gibi; şu an ABD üzerinden para aklama suçundan dolayı hapistedir. Pandemi dünya çapında ekonomilerin çoğunu etkilemiştir. Bizim ülkemizde de senatör Jeanine Añez’in hükümetinin ihmalleri ve yolsuzlukları bir araya gelip yoksulluğun derinleşmesine sebep oldu. Aynı zamanda pandemiden etkilenen bütün ekonomik sektörlerde yaşanan çöküşler yüzünden işsizlik rakamları aşırı şekilde yükseldi.

Yaşamakta olduğumuz siyasi kriz ve onun bize dayatmak istediği kutuplaşma eğilimleri, yani şehrimizin askerileştirilmesinin karşısında bizler, hareket olarak, durduğumuz feminist zeminden hareket ederek tepki ve direniş stratejimizi “Kadın Meclisleri” fikri etrafında örgütledik. Bu, kadınlar tarafından kadınlar için bir araçtı ve amacı yaşadığımız durum hakkında fikir alışverişini mümkün kılan bir alan üretmekti. Bu şekilde darbecilerin planlarına, yani krizin kendileri lehinde çözülmesi için yaratmak istedikleri nefretten ibaret olan söylemlerin üretilmesine ve askeri gücün hakim olduğu koşulların yaratılmasına, yani toplumun faşistleştirilmesi çabalarına çomak sokmuş olduk.

Bu girişim, yani “Kadın Meclisleri”, araç olarak birkaç ay içerisinde ülkemizin hemen hemen her şehrinde geliştirildi ve hem kadınların hem de erkeklerin katılımına açık olan bir çağrıydı. Katılım oranı birçok yerde 300 kişiyi buldu ve her oturuma değişik toplumsal hareketleri ve örgütleri temsil eden, mesela kızılderililer, seks işçileri, lezbiyenler, transseksüeller, bağımsız kadınlar, akademisyenler, kadın sanatçılar, MAS’çı kadınlar, feministler, feminist olmayanlar, sendikacı kadınlar ve genel olarak kadın hareketine katılan kadınlar… Kimisi durduğu yeri belirtmek için, kimisi gelişmelere bakarak analizini paylaşmak için söz alan 20 konuşmacı oldu. Bu meclislerde siyasi görüşler çoğu zaman ortaklaşmadıysa da kimse diğerini yuhalamadı, herkes birbirini dinleyip karşılıklı saygı ilkesini fiilen uygulamış oldu. Ülkemizi saran korku ve terör girişimlerin yaşandığı bu günlerde kadınlar bu şekilde direndiler.

Bu darbeci ve açgözlü grup, iktidarı ve hükümeti eline geçirdikten sonra, krizi sorgulayan ve şiddetsiz alternatifleri öne süren, çok önemli müdahalelerde bulunan birtakım kişiler ortaya çıktı. Mesela MAS militanı olan Eva Copa. Kendisi şu an senatonun başkanı oldu. Bir diğeri María Galindo idi, feminist, gazeteci ve Mujeres Creando’nun dostu. Maria “Deseo-Arzu” adlı radyomuzdan, bu aşırı otoriter ve hırsız hükümetin karşısında mücadeleci ve çok eleştirel müdahalelerde bulundu. Hareketimiz tüm bu gelişmelere rağmen geri adım atmadı ve pandemi koşulları altında sokağı siyasi eylemlerimizin, mitinglerin ve isyanın alanı olarak terk etmedi.

MAS partisinin yeni başkan ve başkan yardımcısıyla birlikte yeni bir dönemi temsil ettiği söyleniyor. Gerçekten öyle mi, MAS politikalarında neler değişti veya neler değişmek zorunda kaldı? Kadınlar adına süreci olumlu değerlendiriyor musunuz?

Jeanine Añez geçici hükümeti ve sağın mevcudiyeti zarfında aşırı sağın gerici fikirlerine fırsat sunuldu ve dolayısıyla bunlar ülkemizde belirli bir ağırlık kazanmış oldu. Irkçılık yükseldi ve aşırı dinci söylemlerle ilişkilendirildi. Bu yetmiyormuş gibi bir de Jeanine Añez hükümetinin emriyle askeriye tarafından Cochabamba ve Senkata şehirlerine bağlı olan Sacaba bölgesinin El Alto şehrinde halka katliamlar uygulandı. Bu gelişmeler toplumumuzun değişik kesimlerinde geçici hükümete karşı öfke ve direniş dinamiklerini tetikledi ve yeniden seçim talepleri güçlenerek halk tarafından ortaya koyuldu. Böylece geçici hükümet erken seçim taleplerini kabul etmek zorunda kaldı ve seçimler gerçekleştirildi. Demek istediğim şu ki, bu direniş ve dayatmalar doğrudan siyasi partinin başarısı değil, halkın otoritarizme, faşizan sağ güçlere ve gelecekte muhtemelen ülkemizi darmadağın edebilecek siyaset biçimlerine karşı direnişin galibiyetiydi.

Tabii ki seçimler ve MAS’ın yeniden elde ettiği oy çoğunluğu MAS’çıların sergiledikleri ve tartışılmaz olan militanlılıklarını güçlendirmiş oldu. Fakat seçmenlerin bir kısmının doğrudan partiyi desteklemek için oy kullandığını düşünmüyorum, kötünün iyisini seçtiğini düşünüyorum. İki yeni adayın çıkarılması zorunluluğu anlaşıldığı kadarıyla partinin halihazırdaki varlığını koruyan Evo Morales’in önderliğini sarstı. Bu, partinin kendisini konsolide etmesinin önderinin aleyhinde olması gerektiği anlamına gelmiyor. Umarız yeniden elde edilen ve daha sakin olan bu politik bağlam bizlere ve kadın hareketlerin birliğine mücadelemizin somutlaşmasına ve kati surette iktidarın armağan ettiği değil, bizim ona dayatabileceğimiz ilerlemeler kaydetmemize izin verir.

Seninle özellikle Kültürler, Dekolonizasyon, Depatriarkalizasyon bakanlığı üzerine de konuşmak isteriz. Böyle bir bakanlığı kurma fikri nasıl gelişti. Sadece mecliste ortaya çıkan bir fikir mi, yoksa sokaktaki feminist kadın hareketinin bir etkisi var mı? Meclis ve sokaktaki kadın mücadelelerin ortak mücadele platformları var mı?

Kadınlarla ilgilenmek için devlet kurumlarının kurulması MAS ile ortaya çıkan bir durum değildir, daha öncelere dayanır. 90’larda değişik isimler altında devlet kurumları oluşturulmuştu mesela neoliberal hükümetler taraflarından kurulan “cinsiyet müsteşarlığı”.

Söz konusu olan bakanlığın oluşmasıyla ilgili -ki sözde kültürden öte dekolonizasyon ve depatriarkalizasyon bakanlığıdır- okurlara şunu aktarmak isterim: Evo Morales’in veya şu anki Luis Acre’nin başkanlığında olan MAS hükümetleri “depatriarkalizasyon” meselesine dayanıyorlar. Fakat şimdi modada olan bu kategori, MAS’ın entelektüelleri tarafından değil, Mujeres Creando’dan María Galindo tarafından ortaya koyulmuştur. Galindo, “depatriarkalizasyonsuz dekolonizasyon mümkün değildir” fikrini belirtmişti. Bu fikrin üzerine konan o zamanki hükümette olanlar 2010 yılında “Depatriakalizasyon Birliği” kurmuştu ve kültür bakanlığına bağlamıştı. Başta, Evo Morales’in ikinci hükümetinde bu birlik kültür bakanlığına bağlı olan “Dekolonizasyon Yardımcı Bakanlığın Çokuluslu ve Kamu İdare Dairesi Başkanlığı”** altında kurulmuştu. 2020’nin Kasım ayında “Dekolonizasyon ve Depatriakalizasyon Bakanlığı” olarak yeniden kuruluyor. MAS partisinin bazı entelektüelleri tabii ki teorik bilgilerini bu bakanlığa aktarıp devlet bağlamında cisimlendirirken kadınların hak sahibi oldukları, devlet kurumlarının içerisinde bulunmaları (tabii ki biyolojik bir kota olarak) gibi liberal söylemleri yeniden üretiyorlar. Aynı zamanda bunu kadınlar tarafından büyük bir zafer kazanma hikayesi olarak sattılar.

Bana göre bu bakanlığın kökeni budur. Şimdi, bu hükümet böyle bir ihtiyaç hissediyorsa eğer, bunun sebebi feminizmin ve kadın hareketinin sürekli mücadelesi ve baskı kurmasıdır. Bizlerle, kadınlarla ilgili çözülmeyen birçok sorunların halen var olmasından kaynaklıdır, mesela erkek şiddeti, kadın cinayetleri gibi olguların sürmesinin gerçekliğidir.

Hükümet kurumlarıyla çalışan platformlarla ilgili şöyle, her zaman vardılar fakat çoğu zaman bu iş birliği konferanslara, atölye çalışmalarına sıkışıp kalıyor. Bu çalışmalar kadınların lehinde kamu siyasetine bürünmüyor. Bizler Mujeres Creando’lu kadınlar olarak kadın mücadelesinin ana odağında devletin olması gerektiğini düşünmüyoruz. Bununla birlikte tabii ki “somut politika” diye adlandırdığımız, yani kadınların önümüze koydukları somut sorunlar üzerinden şekillenen bir pratiği izliyoruz. Bu siyasi pratik, kadınlarla sürekli etkileşim halinde olduğumuz ve böylece sürekli geri besleme sağlayan bir alandır. Bu yüzden ve bu şekilde şu anki ve daha önceki MAS hükümetlerine birçok defa öneriler yaptık fakat bunların nihayete erdirilmesi oldukça nadir gerçekleşmiştir.

Bakanlığın hedefleri arasında neler var? Nasıl bir işleyişi var? Sence kadın haklarını ileriye taşıyan bir etki yaratır mı?

Hedeflerle ilgili bilgilere Bolivya Kültür Bakanlığının internet sayfasından kolayca ulaşabilirsiniz. Mühim olan ise şudur, bu bakanlık, en azından son dönemden beri, siyasi bir ganimet şeklinde işliyor. Yani MAS’ın kubbelerinden (elitlerinden, yukarıdan) gelen belirli toplumsal kesimlerin ve kişilerin hükümet partisine olan sadakatleri devam etsin diye işleyen bir taviz mekanizması var bu bakanlıkta.

Bakanlığın yaptığı işe dair bakış açımızı belirtmek gerekiyorsa, evet tabii ki kadınların haklarını güçlendiriyor, sonunda bir hükümettir ve her hükümet için geçerli olduğu gibi bizimkisi de kaynaklarını kullanıp belirli konuları ajandaya atabiliyor. Fakat kadınların lehinde olan kamu politikalarının öne sürülmesi veya gerçek bir dönüşüm konusuna baktığımızda hemen hemen hiçbir şey yok. Ayrıca diğer bakanlıklardan çıkan dönüşümlerin çok daha kayda değer olduğunu düşünüyorum, mesela MAS tarafından idare edilen sağlık bakanlığı. Halka evrensel sağlık sigortası bağlamında anne-çocuk sigortası sunuyor ve kürtaj parasını karşılıyor. Bu durum gerçek ve temel bir dönüşüm anlamına geliyor, ki bundan öncesinde kürtaj yaparken ölen kadınların vakaları da dahil edilen anne ölüm oranları çok daha yüksekti. María Galindo‘nun işaret ettiği gibi, devlet özünde patriarkal olduğu için devletin özgürleşme süreçlerine eşlik etmesi fikri anlamsız ve çelişkilidir. Ona göre aynısı kurumlara karşı mücadele ederken bir kurum kurma fikri için geçerlidir. Tam da bu yüzden María Galindo diyor ki bu hükümetin devleti bir bakanlık aracılığıyla erkek egemenliğinden özgürleştireceği mantıksızdır.

Bunun dışında kadın haklarını ileriye taşıyan gelişmeler veya çalışmalar olacak mı?

Elbette, en verimli, en somut mücadeleler kadınların güncel yaşamlarında her gün geliştirdikleri pratikten ibarettir. Mesela patriarkanın her gün yeniden kadınlara yönelik ifade ettiği emirlere uymamak, yani María Galindo‘nun “A Despatriarcar” (Haydi erkek egemenliğini ortadan kaldıralım) kitabında önerdiği ve Küresel Güneyden gelen feminist yıkma pratiğidir. O bize patriarkal emirlerini bozmaktan, bunlara son vermekten bahsediyor; annesinden ayrılan kız, toplumsal ve hukuki sınırlara, potansiyel toplumsal ödüllendirmelere rağmen anneliği reddeden, evlere hapsedilmemizi, ev kadınlığını reddeden, tam tarsine sokaklara çıkan ve Latin Amerika’ya özgü olan kayıt dışı ekonomik pratikler geliştiren bizler, kadınlar, varız ve aileyi geçindiren erkeği krize sürüklüyoruz.

Emekte ve bilinçlerdeki toplumsal cinsiyet ayırımına son vermeyi, erkekler için ayırılmış olan bütün emek alanlarına dalmayı işaret ediyor. Ayrıca, María ekliyor, bu durumlar kendisini cinsel örtüsünü kaldırmak ve yeni keşifler, aile ve komün yapılarından vazgeçmek gibi mikro isyanlar şeklinde belli ediyor. Şunu tespit ediyor: “Kendi arzularımızı sorgulamaya başlamak için trajik kaderlerimize boyun eğmeyi sorgulayarak başladık”. Aşağıdan ve biz kadınların güncel hayatından doğru erkek egemenliğini ortan kaldırma sürecinin çok önemli olan bu tespiti onunla kararlı bir şekilde paylaşıyorum.

Sizlerle şehrimizin duvarlarına yazdığımız ve anlatmaya çalıştığım durumla ilgili olan bir duvar yazısını paylaşmak isterim. Diyor ki: ‘SENİN HAYATININ KADINI OLAMAM ÇÜNKÜ KENDİ HAYATIMIN KADINIYIM’.

Bu özgürleşme süreçlerini misal olarak şehrimizin sokaklarında gelişmekte olan enformel bir ekonomide görebiliriz. Burada her şeyden önce kadınların varlığı dikkat çekiyor ve geleneksel aile yapılarının, yani birçok kadının benimsediği çekirdek aile yapısının kırıldığını görüyoruz.

Alıntı yaptığım bu kitapta yazar erkek egemenliğinin ortadan kaldırılması (Depatriarkalizasyon)’un gerçek anlamda devlet kurumlarının dışında gerçekleştiğini işaret ediyor.

Aynı zamanda örgütlenmemizin ve kolektif mücadelemizin, birbirinden ayrı olan mücadelelerin birliği şeklinde, yani diğer kadınlarla ve/veya örgütlerle, kızılderililerle, seks işçileriyle ve isyankar lezbiyenler ve kız kardeşlerimizle ittifak kurarak ilerlemesinin hayati bir durum olduğunu düşünüyorum.

Son olarak senin söylemek, eklemek istediklerin var mı? Buradan tüm dünyada yükselen feminist direnişe bir selam göndermek ister misin?

Son olarak Türkiyeli kadınlara şunu demek isterim; Bolivya’da kadınlar tarafından birçok mücadeleler büyütülüyor ve kimimiz değişik alanlardan yola çıkıyoruz. Devletle talep-taviz mantığından doğru ilişki kurmuyoruz. Bitirmek için sizlere bir duvar yazısı daha gönderiyoruz: “ÖRGÜTLENEN KADIN ARTIK GÖMLEK ÜTÜLEMEZ”

Dipnotlar:

*İronik bir isim, Latin Amerika’da Meryem Ana ve bakire olarak Hazreti İsa’ya doğum verme mucizesine çok tapılıyor, çok yaygındır, birçok yere ad vermiştir.

**İspanyolcası; “Dirección de Administración Pública Plurinacional del Viceministerio de Descolonización”

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email
Share on print

COBERTURA PERIODÍSTICA

Suscribete

Mantente informado de toda la actividad que realizamos en Mujeres Creando y se parte de nuestra comunidad.